Agustos Böcegi Ile KarInca

KarIncayI tanIrsInIz
Minimini bir hayvandIr
Fakat gaayet calI$kandIr
Gaayet tutumludur, yalnIz
Pek hodkamdIr, bu bir kusur:
Hodkam olan zalim olur.

Bir gün agustos böcegi
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi ac kalarak
KarIncadan görecegi
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma $ey rica eder
Der ki: - AcIyInIz bize
Coluk Cocuk evde acIz
Ianenize muhtacIz.
KarInca bir yüreksize
LayIk hu$unetle sorar:
- Ac mIsInIz? Ya o kadar
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptInIz?
Böcek inler: - AcIz, acIz
BakIn benzim nasIl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eglenen ben
Bugün bakIn ne haldeyim!
Vallah acIz, billah acIz,
Halimize acIyInIz!
KarInca eglenir: - Beyim,
$imdi de raksedin, ne var?
"YazIn calan kI$In oynar."

Hodkam = bencil; bürudet = sogukluk; iane = yardIm; hu$unet = sertlik

Tevfik Fikret (1914)



 

BalIkCIlar

- Bugün acIz yine evlatlarIm, diyordu peder,
Bugün acIz yine; lakin yarIn, ümid ederim,
Sular biraz daha sakinle$ir... Ne care, kader!

- HayIr, sular ne kadar co$kun olsa ben giderim
Diyordu oglu, yarIn sen biraz ninemle otur;
ZavallIcIk yine kac gündür i$te hasta...

- Olur;
Biraz da sen calI$ oGglum, biraz da sen cabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artIk ölmeliyiz...
Cocuk dü$ündü $ikayetli bir nazarla: - Ya biz,
Ya ben nasIl ya$arIm siz ölürseniz?

Hala
DI$arda gürleyerek kükremi$ bir ordu gibi
Dögerdi sahili binlerce dalgalar asabi.

- YarIn sen aglarI gün dogmadan hazIrlarsIn;
SakIn yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
AcInca yelkeni hic bakma, oynasIn varsIn;
KayIk cocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnIz tetik bulun, zira
Deniz kadIn gibidir: Hic inanmak olmaz ha!

Deniz dI$arda uzun sayhalarla bir hIrcIn
KadIn gürültüsü ne$reyliyordu ortalIga.

- YarIn kücük gidecek yalnIz, öyle mi, balIga?
- O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor...
- Ya sakIn
O gelmeden ben ölürsem?

KadIn bu son sözle
Dü$ündü kaldI; balIkcIyla oglu yan gözle
Soluk dudaklarInIn ihtizaz-I hasirine
BakIp sükut ediyorlardI, ba$larInda ucan
KazayI anlatIyorlardI böyle birbirine.
DI$arda fIrtIna gittikce pür-gazab, cu$an
Bir ihtilac ile etrafa ra'$eler vererek
Ugulduyordu...

- YarIn yavrucak nasIl gidecek?

$afak sökerken o, yalnIz, bir eski teknecigin
Dügümlü, ekli, cürük ipleriyle ugra$arak
Ilerliyordu; deniz aynI $iddetiyle $Irak -
$Irak dögüp eziyor köhne teknenin $i$kin
Siyah kaburgasInI...
Ah aclIk, ah ümid!
Kenarda, bir ta$In üstünde bir hayal-i sefid
Eliyle engini guya i$aret eyleyerek
Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!"

Yürür zavallI kIrIk teknecik, yürür; "Yürümek,
Nasibin i$te bu! Hala gözün kenarda... Yürü!"
Yürür, fakat sularIn böyle kahr-I hiddetine
NasIl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadIn evde muhtazIr... ölüyor:
Kenarda üc gecelik bar-I intizariyle,
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,
Tehi, kazazede bir tekne kar$IsInda peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boguk $ikayetler...

[Ru$en E$ref'e göre, bu $iiri, fIrtInalI bir ak$am üzeri, sular kararIrken
denizde calkalanan bir balIkcI kayIgInI görmesi üzerine yazmI$]

Nine = anne; sayha = cIglIk; ihtizaz-I hasir = hasardan ötürü titreyi$;
Cu$an = co$an; ihtilac = cIrpInma; ra'$e = titreme; hayal-i sefid = ak
gOrUntU;
muhtazIr = can ceki$mekte; bar = yük; intizar = bekleyi$; tehi = bo$
girye = aglama; muzlim = ugursuz, kara

Tevfik Fikret (1899)

 

 

 

 

Bir Icim Su

Güzel coban, bir icim, bir yudum su testinden
Bugün sIcak yine pek, sanki ortalIk yanIyor

Güzel cocuk senin olsun hayatIm istersen
Nicin gözüm sana baktIkca böyle ya$lanIyor?

Güzel coban, ne kadar tatlI söylüyorsun sen
Yalan da olsa icim dogru söyledin sanIyor

Güzel cocuk, bana bak, aldatIr mIyIm seni ben?
Icin bu ya$larI bo$ anlIyorsa aldanIyor!

Güzel coban, bir icim, bir yudum su testinden
Bugün sIcak yine pek, sanki her yanIm yanIyor!

Tevfik Fikret (1900)


 

 

 

ESKI CAGLAR TARIHI (Tarihi Kadim)

Iste, der, insanoglunun gecmis hayati bu.
Ve baslar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin bosluklar icinde, uzun,
zifiri karanlik hayatindan.
Gösterir bize evvel zamani,
tek dogru, en güzel örnek, der.
Bakarsin gelecek günlerin farki yok gecen geceden.
Senin tarih dedigin iste budur,
alninda alti bin yillik burusuklar
ve bir o kadar da kusku.
BasI gecmise bir düse deger,
sürünür ayagi bombos bir gelecege,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.

Ben hic tiksinmem ondan,
karsima alirim onu arada bir,
anlat bakalim, derim, $u eskilerden.
Bir parca feylesofa benzer o,
bir parca sirtlana benzer,
berbat suratiyla da bir hortlaga.
Yoklar mezarini unutulmus gecelerin,
baslar pasli, boguk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sirasiyle, ne olmus ne bitmisse:
Hep yikim üstüne yikim,
aci üstüne aci!
Ne vakit gecse anli $anli bir ordu,
cöküverir agir gölgesi bir bulutun,
kanlar yagar dört bir yana.
En basta bir kanli bayrak.
Kanli bir tac gelir arkasindan.
Sonra araclar sokun eder kan icinde:
Balta, topuz, yay, kilic, mizrak,
mancinik, top, tüfek, sapan.
Arada, kanli komutanlar ve savas birlikleri.
En son alay alay esirler gecer.
Yenen bir kisiye yenilen on kisi,
cigneyen hakli, yignenen hapi yuttu.
Yikimlara, acilara alkis tut,
yüksekten bakanlar önünde egil,
insafla birdir assaglik ve namussuzluk,
dogruluk lafta, yürekte degil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gercek var, tek bir gercek:
Eli kolu baglayan zincir.
Bir tek sey var sözü gecen: yumruk.
Hak güclünün, kötünün yani.
Uzun lafin kisasi:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir seref var, igreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir seyin ne basina inan ne sonuna.
Din sehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!

Iste böyle inler, sayiklar o,
anlatir insanoglunun bu belali ömrü
ne yolda, nasil sürdügünü.
Bakarim iskeletin kanlar köpürür dislek agzinda.
Duyarim sesinin titreyen kuyusunda
yankisini korkunc bir iniltinin,
ben de baslarim birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremis gibi gelir bana.
Savasin gürültüsü, patirtisi, indir artik
indir bu acikli sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karisiklik!
Sen de, gelenekci iskelet,
yazdigin kara yazilara bir son ver,
aydinliga susadik biz, aydinliga susadik.
Uzun karanliklar icinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden gecmis,
kosuyorsun karanliklara dogru?
Kanla oynamis gibisin,
kIrmI$ gecirmissin insanoglunu.
Sen buna kahramanlik mi dedin?
Onun kökü kan ve hayvanlik be?
Sehirler cigne, ordular dagit,
kes, kopar, kir, sürükle,
ez, vur, yak ve yik.
Yalvarmalara yakarmalara bos ver,
gözyaslarina iniltilere aldirma.
Ölümle, aciyla doldur gectigin yeri,
ne ekin koy, ne ot koy, ne yosun.
Sonsun evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasin alt üst olmayan hicbir yer,
mezar tasina dönsün her ocak,
damlar cöksün yetimlerin basina.
Bu ne alcaklik böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, basbug musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterisinle!
Her basari bir yikim bir mezarlik,
iste bir yavrucak yatiyor surda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bagimsizligin eskimis tahti, devril,
nice acilar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanlari.
Parcalan, kararmis tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksullugu insanlarin.
Göz yasindan incilerin nerde hani?
Nasil da yosun tutmuslar, bi görsen!
Eski caglar nasil kanmis size?
Ey kan icen kargalar,
bütün karanliklar sizinle dolu!
Artik yeter fikri susturdugunuz,
yerini hic bir sey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepcesiz yasamanin.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi siginaktir gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlikta.
Iste müjdelerin en güzeli,
iste en gercek özgürlük
düsümüzdeki gelecek caglarda:
Ne savas, ne savasan, ne salgin,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakinma, ne de zülmün kahri,
ne tapilan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek ozaman,
kimse bilmeyecek senin sayip döktüklerini,
savas ne, karisiklik ne, zafer ne, anlasma ne?
Belki duyulmadik bir öykü,
belki korkunc bir masal.
Cok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfalarin
bugün olmazsa yarin yirtilacak.
Ama kim yapacak dersin bu isi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güc kalkar, ben yaparim der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, iste oldu simdi!
Yeri gögü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzüunden degil mi?
Gökyüzü, sen soyle,
yüzyillarca sel gibi akan $u,
- simdi esrik bir agzin türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamin,
ic acan bir söz ya da yakan bir söz simdi,
bir genis "oh!", bir derin "eyvah!",
bir yakaris, bir övgü,
Simdi tüy gibi bir rüzgar,
Simdi agzin bir kasirga.
Dokunakli bir yakinma simdi,
sabredemeyen bir basa kakma,
bir titreme, bir can sesi,
bir savas davulunun gümbürtüsü,
icin icin aglamasi caresizligin,
kahrIn iyilikbilir kisnemesi,
bir söylev, apacik, gürül gürül,
Simdi utangac ve hasta bir yalvaris,
bir rahatlik bir ic sIkIntIsI,
Simdi korkunc bir haykirma -
butun bu karman corman gurultu patirtiyla
inleyen bos kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankilayansin,
söyle, bu bir sürü bos cabalama icinde,
daha yukarlardaki $u tanri katina
hangi sesin yankisi varabilmis ki?
Hangi dua kabul olmus bügüne dek?
Binlerim seni, göklerin tanrisi,
din ulularindan dinlerim seni:
"Ne benzer var, ne noksani,
canli ve ölümsüz ve her seye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yigecegi icecegi,
düsleri gercek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öc alan,
acik, kapali her seyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve caresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar iste.
Oysa senin en üstün özelligin ne,
"Ortaksiz" olusun degil mi?
Kac ortagin var $u bataklikta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her seye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksiz ve tek.
Ve topunun buyrugu yasagi ve saltanati var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüurege dogan.
Topunun günesi, ayi, yildizlari var,
ve topunun görünmez bir tanrisi.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varligi, bir yoklugu,
ve topunun saygideger bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kizlar yasar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadir insanciklar.
Tanrilar ne derse onu yapacak halk,
sabirla ve kahirla olacak iki büklüm.
Ama tanrilar ne derse onu yapacak.

Inanasim gelmiyor bunlarin hicbirine.
"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunlarin yoksa?
Belki aldanmak yasamanin bir geregi.
Belki de hepsi de dogrudur, kim bilir,
belki ben hic bir seyin farkinda degilim,
karistirmaktayim "yok" la "var" I.
Kusurum ne? Kuskuda olmak mi?
Kusku kosmaktir aydinliklara dogru.
Insan aklidir eninde sonunda gercegi bulacak olan.
Belki de yok olacagiz bir gün topumuz birden.
Kimbilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o olumsuzun isi,
ne diye kivranir durur bin turlu dert icinde?
Hadi diyelim aslimiz toprak bizim,
sen gel onu kederden bir camur yap.
- her yeri kanla, göz yasiyla dolu -
insaf be, bu kadari da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettigini boz, kötüle.
Hic bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perisan etmez!

En zorlu düsmanin iste, tanri,
bogmak ister seni ulu katinda,
cok iyi tanirsin sen o yilani,
onun kizgin zehrinden bir vakitler bize
bir tadimlik vermistin hani.
Kusku! En zalim en güclü düsman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamiza,
ya da bilemedin isin nereye varacagini.
"seytanlik, düzen, sapiklik" denen sey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapinaginda isiklarini söndürüyor,
elleriyle parcaliyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamis,
göcüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burclarinda yikilmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yildirimlarinin?
O kizgin solugun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acini gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunakli bir cinlama.
Oysa bir ufak parcasi kopsa insanin,
bir sizlanma olur, duyulur bir aglasma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göc gir de,
bir inilti bile duyulmasin ortalikta.
Tam tersi, kahkahadan gecilmiyor.
Zaten yalana aglasa aglasa,
bir ikiyüzlüler aglar,
bir de ahmaklar.

Tevfik Fikret

 

 

TARiH-i KADiME EK:

Molla Sirat'a
Paraya hic dayanmayan bir sairmisim
Zangocluk edermisim protestanlara gider
Size edebi saygilarimi sunarim efendim
Yani yildizli bir kursunun üstadina
Bilgin sairine yani islam dininin
Molla Sirat hazretlerine yani
Lütfen bize ne güzel
Zangoclugu yakistirivermisler
Ama aldanmis olmayasin sakin ustadim
Müslüman ogluyum ne de olsa
Sen o güzel dini anlatma bana
O dinden senin kadar ben de anlarim
Ben de okudum o Tanri kitabini
Yürege dogan o sözleri ben de dinledim
Ben de dolastim sizin gibi cami cami
Tanri önünde ben de oldum iki kat
Acilirdi hayalimde cennet yolu
Dolardi yüregime cehennem korkusu
Ulu Tuba'ya ben de tirmandim
Ben de ciktim melekler katina
Ezani duydum mu bayilirdim
Nasil kosardim o "Tanri" sesine!
Ben de tesbih cektim, dua ettim
Ben de namaz kildim oruc tuttum,
Hepsini hepsini yaptim halt ettim!
Cünkü ne dendiyse inanmistim
Kanmistim senin kandiklarina
Baglanmistim körü körüne
Canimi adamistim dinime canimi.
Tanriyi da sevmistim peygamberi de.
Ama onlar bugün cok uzaklarda
Anladim ben asil gercek nerde
Anladim Hanya'yi konyayi
Bizi hakka götüren yol baska
Senin su saydiklarin var ya hani
Su sasilacak seyler hani dogaüstü
Onlar hep masal hep kafadan atma
Bugün hic durmadan ariyor insan
Gitgide görüyor isin icyüzünü de
Senin hokkabazlar unutmuslar gelecegi
Isa ile Musa, aldatilan ve aldatan
O büyülü degnek, bir koca kuyruklu yalan
Iste insanoglu bir yerde böyle sapik
Beserin böyle delaletleri var
putunu kendi yapar kendi tapar
Git ara kiliseyi, dolas Kabeyi
Can sesini duy, tekbiri dinle
Umdugun, bekledigin seyler nerde hani
Ortada bir tek sey göreme
Seytani da düzme, Allah'i gibi
Buda'si düzme, Ehrimen'i düzme, Yezdan'i düzmece
Bir korkak kusku yaratmis bunlarin topunu
Gölgeler baktim, gölgeler, gölgeler...
Sonra baktim bir karanlik ucurum
Haydi dön geri, dön geri, dön, oglum!
Ve beynimden vurulmus gibi devrildim.
Simdi benim ne cennet, ne cehennem umurumda
Bakarim evrene, sasar sasar kalirim.
Ne tapilan tanirim, ne taptiran tanirim
Yaradilisin kuluyum ben artik
Ben yaradilisin kulu
Pitrak gibi iste gökyüzünde mescitler
Iste onlara orda vicdanim secde eder
Iste benim bundan böyle tapinmam bu
Iste bundan böyle benim vaktim böyle gecer
Artik öyle rahat, öyle rahat ki icim
Ayirt edemem kendimi bir kayadan
Tapinmakta biraz biraz minnacik bir kusla
Bir ishak kusu da, la ililahe illallah der
Ben de lailahe illallah derim
Ve dogruluk ve alcak gönüllülük ve SIKI dostluk
Ve el uzatma ve koruma ve insaf ve acima
Ve sonra bir saire zangoc dememek
Iste buyuran bunlar benim vicdanima
Benim ayinim düsünüp yapmaktir
Benim dinim insan gibi yasamaktir
Inanmisim: Taparim ben varliga
Her kanat bana bir melek sesi getirir
Ne isim var peygamberle benim
Beni Hakka bir örümcek götürür
Kitabim iste yeryüzü kitabi
Bendedir iyilik, kötülük tohumu
Varirim hep böyle ta mezara dek
Yeniden dirilmek bizim nemize gerek
Tasir insanlarin hem askini, hem acisini
Bagrimdaki su deli, su ince yürek
Insan gibi yasamaktir bugün gercek din
Insan gibi yasamak

Tevfik Fikret



Haluk'un Inanci

Bir yaratici güc var, ulu ve akpak,
kutsal ve yüce, ona vicdanla inandim.

Yeryüzü vatanim, insansoyu milletimdir benim,
ancak böyle düsünenin insan olacagina inandim.

Seytan da biziz cin de, ne saytan ne melek var;
dünya dönecek cennete insanla, inandim.

Yaradilista evrim hep var, hep olmus, hep olacak,
ben buna Tevrat'la, Incil'le, Kuran'la inandim.

Tekmil insanlar kardesi birbirinin... Bir hayal bu!
Olsun, ben o hayale de bin canla inandim.

Insan eti yenmez; oh, dedim icimden, ne iyi,
bir an icin dedelerimi unuttum da, inandim.

Kan siddeti besler, siddet kani; bu düsmanlik
kan atesidir, sönmeyecek kanla, inandim.

Elbet su mezar hayati zifiri karanligin ardindan
aydinlik bir kiyamet günü gelecek, buna imanla inandim.

Aklin, o büyük sihirbazin hüneri önünde
yok olacak, gercek disi ne varsa, inandim.

Karanliklar sönecek, yanacak hakkin isigi,
patlayan bir volkan gibi bir anda, inandim.

Kollar ve boyunlar cözülüp, baglanacak bir bir
yumruklar sangirdayan zincirlerle, inandim.

Bir gün yapacak fen su kara topragi altin,
bilim gücüyle olacak ne olacaksa... Inandim.

Tevfik Fikret

(Bugünkü Diliyle Tevfik Fikret)
(A. Kadir)
1912 Haziran'Inda özgürlük, adalet, e$itlik
yolunda ulusa verdigi sözleri
unutarak, yöneldigi baskIcI ve yasa dI$I tutumunu ele$tirmek üzere Ittihat
ve
Terakki Partisini yerme amacIyla yazdIgI $iiri:


 

Han-I Yagma (Yagma SofrasI)

Bu sofracIk, efendiler - ki iltikaama muntazIr
Huzurunuzda titriyor - $u milletin hayatIdIr;
$u milletin ki mustarip, $u milletin ki muhtazIr!
Fakat sakIn cekinmeyin, yiyin, yutun hapIr hapIr...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I i$tiha sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

Efendiler pek acsInIz, bu cehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarIn kalIr mI kim bilir?
$u nadi-i niam, bakIn kudumunuzla müftehir!
Bu hakkIdIr gazanIzIn, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I zi-safa sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlI beylerin ne varsa ortalIkta say
Haseb, neseb, $eref, oyun, dügün, konak, saray,
Bütun sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazIr hazIr, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I i$tiha sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

BüyüklüGün biraz agIr da olsa hazmI yok zarar
Gurur-I ihti$amI var, sürür-I intikaamI var.
Bu sofra iltifatInIzdan i$te ab ü tab umar.
Sizin bu ba$, beyin, ciger, bütün $u kanlI lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I can-feza sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

Verir zavallI memleket, verir ne varsa, malini
Vücudunu, hayatInI, ümidini, hayalini
Bütün ferag-I halini, olanca $evk-i balini.
Hemen yutun dü$ünmeyin haramInI, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I i$tiha sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

Bu harmanIn gelir sonu, kapI$tIrIn giderayak!
YarIn bakarsInIz söner bugün cItIrdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü corbalar sIcak,
AtI$tIrIn, tIkI$tIrIn, kapI$ kapI$, canak canak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-I pür-neva sizin,
Doyunca, tIksIrInca, catlayIncaya kadar yiyin!

iltikaama muntazIr = yutulmayI bekliyor; muhtazIr = can ceki$mekte
han-I i$tiha = icacIcI sofra; nadi-i niam = nimetler yIgInI; kudum = geli$
müftehir = iftihar eden; han-I zi-safa = $enlikli sofra;
sürur-I intikaamI = öc alma sevinci; han-I can-feza = can veren sofra;
malini = malInI; ferag-I hal = esenlik; $evk-i bal = gönül sevinci
kavi = güclü; han-I pür-neva = cIgIrtkan sofra

Tevfik Fikret (1912)


 

 

Matemzede (YaslI)

Yine birlikte toplamI$lardI
On gün evvel bu ho$ ciceklerden
Seni ey mevt!
Kim hatIrlardI
O bahar hayatI süslerken?

$imdi yalnIz, önünde bo$luklar
Dü$ünür hep o ayrIlIk demini...
Pek bunaldIkca aldatIr, oyalar
Bu ciceklerle reng-i matemini.

Tevfik Fikret (1900)

Mevt = ölüm


 

 

Tecdid-i Izdivac (EvliliGi Yenileme)

Evlendiler, sevi$tiler amma muvakkaten;
Sevda sukuuta ba$ladI be$ hafta gecmeden.
Evlendiler, nicin? Bunu bir kIz nasIl bilir?
Evlenmesiyle maderi olmu$tu müftehir;
Zevcin de verdi ne$'e düGün akrabasIna,
Lakin dokundu kendi hayal ü havasIna.
Tahdid idi, onun nazarInda, hayatInI
Bir $ahsa hasredi$ emel ü irtibatInI...
Evlendiler, sevi$tiler amma muvakkaten.
Sevda sukuuta ba$ladI be$ hafta gecmeden.

Endi$eden gönülleri hali degildi hic;
Olmu$tu bir $ita bu gönüllerde mündemic.
Bigane bir kadInla bir erkekti hanede;
DargIn bir ihtiram idi cari meyanede;
Ba'zan IsIndIrIrsa da nevvare-i heves
- Benzer mi a$k-I halise bir $evk-I muktebes? -
OlmazdI müntefi o bürudet bütün bütün;
Gittikce yada gelmemeye ba$ladI dügün.
Bir $eb getirdi hatime bezm-i muhabbete,
CIktI sabahI tIfl-I muhabbet seyahate...

Birkac zaman da öyle güzar etti günleri
Dönmü$tü bir mezara evin gercek her yeri,
Bir yolcunun kudumu idi orda muntazar
Gün dogmadan me$ime-i $ebden neler dogar!
Kac hafta gecti bilmiyorum, bir seher yine
Gösterdi zevce oglunu, hiddetli zevcine:
"Bak yavrumuz!"
O dem kadInIn doldu gözleri;
Zevcin de hande-riz-i gurur oldu gözleri
Pi$inde ettiler be$igin, gark-I ibtihac
Bir buse-i medid ile tecdid-i izdivac.

muvakkaten = gecici; sukuut = dü$me; mader = anne; müftehir = iftihar eden
zevc = koca; tahdid = sInIrlama; emel ü irtibat = umut ve ilgi
hali olmamak = kurtulmamak; $ita = kI$; mUndemic = yerle$mi$; bigane =
ilgisiz
ihtiram = saygI; cari = gecerli; meyane = ara; nevvare-i heves = arzu ate$i
a$k-I halise = arI, saf a$k; $evk-I muktebes = yapmacIk istek
müntefi = ortadan kalkmI$; bürudet = sogukluk; yad = anI, hatIr; $eb = gece
hatime = son; bezm-i muhabbet = sevgi ocagI; tIfl-I muhabbet = sevgi cocugu
güzar etmek = gecmek; kudum = geli$; muntazar = beklenilen
me$ime-i $eb = gecenin karnI; seher = sabah; hande-riz-i gurur = gururla
gülen
Pi$ = ön; gark-I ibtihac = sevince bogulma; buse-i medid = uzun öpücük

Tevfik Fikret (1896)


 

Topu Bir Gül

Koca, pürfeyz bir gülistandan
Topu bir gülcegiz koparmI$sIn
OlmasIn bunda bir kinaye sakIn?

Ne demek sanki? Gonce-i hüsnün
Topu bir kerecik mi $emm edilir?
Güzelim bir cicekle yaz mI gelir?

Tevfik Fikret (1900)

Topu = topu topu; pürfeyz = verimli; gülistan = gül bahcesi; kinaye = sitem
gonce-i hüsnun = güzelliginin goncasI; $emm = koklama



Yagmur

Kücük, muttarid, muhteriz darbeler KüCük, tekdüze, ürkek vuru$lar
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Kafeslerde, camlarda titre$erek
ölur dembedem nevha-ger, nagme-saz Durmadan türkü söyler, agIt yakar
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Kafeslerde, camlarda titre$erek
Kücük, muttarid, muhteriz darbeler... Kücük, tekdüze, ürkek vuru$lar...

Sokaklarda seylabeler agla$Ir, Sokaklarda seller agla$Ir
Ufuk yakla$Ir, yakla$Ir, yakla$Ir; Ufuk yakla$Ir, yakla$Ir, yakla$Ir;

Bulutlar karardIkca zerrata bir Bulutlar karardIkca zerrelere bir
AcIr, muhtazIr dalgalanmak gelir; AgIr, ölgün dalgalanma gelir;

Bürür bir soguk, gölge etrafI hep, Bir soguk gölge cevreyi bürür,
Nümayan olur gündüzün nIsf-I $eb. Gündüzden geceyarIsI görünür.

Söner $imdi, manzur olurken demin Söner $imdi, görönürken demin
HayulasI kar$Imda bir alemin. Maddesi kar$Imda bir alemin

AcIlmaz ne bir yüz, ne bir pencere; AcIlmaz ne bir yüz, ne bir pencere;
BakIldIkca vah$et cöker yerlere. BakIldIkca vah$et cöker yerlere.

Gecer bo$ sokaktan, hayalet gibi, Gecer bo$ sokaktan, hayalet gibi,
$itaban u pu$ide-ser bir sabi; Ko$arak bir cocuk, ba$I örtülü.

O dem leyl-i yadImda, solgun, tebah, O sIra, andIgIm gece, solgun ve
bitkin,
Sürür bir kadIn bir rida-yI siyah Sürür bir kara car$afI bir kadIn

Sacaklarda ku$lar -hazindir bu pek!- Sacaklarda ku$lar - acIdIr bu pek! -
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek. Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.

Öter gu$-i ruhumda bo$ bir enin, öter ruhumun kulagInda bo$ bir
inilti,
BoGuk bir tezad-I sükun u tanin; Boguk bir sessizlikle tInlamanIn
Celi$kisi

Kücük, pür heves, gevherin katreler Kücük, istek dolu, inci gibi damlalar
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz Sokaklarda, damlarda hep titre$ir
Olur muttasIl nevha-ger, nagme-saz Ezgi söyler durmadan, agIt yakar
Sokaklarda, damlarda pür ihtizaz Sokaklarda, damlarda hep titre$ir
Kücük, pür heves, gevherin katreler...
Kücük, istek dolu, inci gibi
damlalar...

Tevfik Fikret (1897)


 

Bana kimsin diye sorma melegim
Pek güzel dinle de izah edeyim
Nam-I nacizime `Fikret' derler
$i're de nisbetimi söylerler
KaldIgIm varsa da gah ekmeksiz
KalmadIm $imdiye dek mesleksiz
Nur bekler gibi nIsf-I $ebde
Bekledim on iki yIl mektebde
Sonra cIktIm ne icin bilmeyerek
Bu da bir cilve-i baht olsa gerek
Bab-I Ali'ye müdavimlendim
Ehl-i namus diye mimlendim
$imdi bir hayli eser sahibiyim
`Ahmed Ihsan'da musahhih gibiyim
Saye-i lütf-I cihan-banide
HocayIm Mekteb-i Sultani'de...

nisbet = ilgi; nIsf-I $eb = yarI gece; ehl-i namus = namuslu ki$i
Ahmed Ihsan = Servet-i Fünun dergisinin sahibi; musahhih = düzeltici
saye-i lütf-I cihan-banide = tanrInIn lütfu sayesinde
Mekteb-i Sultani = Galatasaray Lisesi

Tevfik Fikret (1918)